Nisan ayında kabak-alınca-patara etabına hazırlık.

#1
Geçen sene bir filim fragmanı gibi geçen kısacak likya yolu başlangıç yürüyüşü gerçekten rüya gibi geçmişti. Ayaklarıma küçük gelen asalo ayakkabılarım beni ilk 19 kilometre mahfedince çantama son an attığım decatlon sandaletlerine geçiş yapmış ve birdaha asoloları giymeye cesaret edememiştim. Allahtan 30 litrelil çantama çok çok az şey koymuşum.....extra bir tişört ve mayo ile 3 gün yıka kurut giy.... hatta nemli giy sırtnda kurusun mantığı ile süper rahat yürüdüm. Tabiki kamp yapmadık son derece rahat konforlu bungolovlarda kaldık. Ve ben kendimi eksik hissettiğim için bu sene kamp yapmayı düşünüyorum. Ama tabi evdeki bir ton kamp malzememin hiçbirisi 50 litrelik çantaya sığacak gibi değil. Nisan ayına kadar 50 litrelik çanta, en çok 1.5 kg çadır. Minicik olan yazlık bir tulum. Almam lazım. Araba camına konan yansıtıcılı karton parçası ile buz gibi sonbahar kampı yaptığım için mat almayacağım. Katlanınca minicik olup çantaya sığıyor ve ekim sonunda kaz dağlarında epey yüksek rakımda güzel güzel uyudum. Yani çok konfor düşkünü değilseniz nisan ayında r değeri olan kalın bir mat veya şişme mata bile ihtiyacınız yok diye düşünüyorum. Ama tabi likya yolunda giç kamp yapmadım. Öyle çok uzun uzun da yürümedim. Şimdi yabancı bloglara bakıyorum youtube dan video izliyorum. Trail runner diye ayakkabılar var. Dağ ve buzul geçişi yapanlar bile çölde, dağda, kayalarda, su geçişlerinde gerçekten türkiyede pek rastlanmayacak çok çok zor rotalarda en az 5-6 gün kamp yaparak en az 4000 mil yol yapıyorlar. 4000 metreleri geçen geçitlerden geçiyorlar ve şort artı trailrunner spor ayakkabı. Bir tanesinde bot veya yaklaşım ayakkabısı görmedim. Goreteks özellikle tavsiye etmiyorlar. Goreteks ayakkabılar su tahliyesi yapmıyor. Şimdi türkiyede trail runner yok. Zaten kimse de bilmiyor ne olduğunu. Sadece skechers in trail diye bir ayakkabısı var. Yoksa mesela nike ın da trail runner ayakkabısı var ama türkiyede yok. En azından dünyanın bizden hariç tercih edilen markaları en başta ALTRA ki neredeyse bütün dünya ALTRA lone peak model ayakkabısı ile yürüyor bizde kimsenin haberi yok. Gerçekten kilometrelerce bitmeyen çöllerde de , karlı buzullu zirve geçişlerinde de altına krampon benzeri latikli zincir takıp. Ellerine bir kar kazması alıp gidiyorlar. O zaman ben türkiyede goreteks ayakkabıların hele botların neden popüler olduğunu anlamıyorum. sonuçta dağcılık konusu bana uzak onu bilemem o konuda fikir yürütemem. ama yürüyüşte kış ve kar bile olsa BOT artık bana anlamsız geliyor. Hele de geçen sene dandik bir sandaletle yürüyünce. Şimdi bu ALTRA ayakkabıyı bulamayacağız ama başka alternatifler var salamon spreedcross, la sportiva mutant, salamon sence mantra( burada yok daha ama gelir) merrel in güzel modelleri var ama bir bayan olarak ince uzun ayaklarım olmasına rağmen 43 numara dar geldi. Ayak şişince düşünemedim. La sportiva da aslında yürüyüşçüler için çok seçenek sunuyor. Yalnız ALTRA kafama çok takıldı. Mesela sizinle bir altranın sitesinden aldığım çarpıcı bir foto paylaşayım. Kim ayaklarının bu kadar rahat olmasını istemez.,bu tür bir tanıtım yapan da başka marka görmedim. Devam edeceğim bakalım aramaya. F87AA62A-9457-4373-8A1A-2840FF81E96F.jpeg CDBABA59-BC66-4399-94C2-26334243B6CC.jpeg
 
#2
sanırım bizde "çok iş görsün" düşüncesi hakim. gore-tex olsun (su geçirmesin) çarşak bandı olsun (kolay dağılmasın) gibi.. bu düşüncelerin altında yatan en büyük sebep "maliyet" gibi görünüyor.

"çok iş görsün" düşüncesi çadır seçimine de yansıyor. https://www.outdoorhaber.com/makale/5-mevsim-cadirlar-gerekli-mi almışken "en yıkılmayan", "en sağlam" çadırı neden istiyor? ikinci maliyet çıkmasın diye. doğaya çıktığında, macera filmlerindeki abartılı koşullarla karşılaşmayınca, 5 mevsim ağır çadırı satıp hafif modellere yöneliyor. Sıkıntı bu deneyimi paylaşmayıp kendine toz kondurmamasında bence :)

bir de doğa sporları ile geç tanıştık. onunla da ilgili şu güncellemesi yarım kalmış yazıda https://www.outdoorhaber.com/makale...amp-cadirlari-alirken-nelere-dikkat-etmeliyiz "Kamp çadırı seçerken neden yanlış yapıyoruz?" başlığının altında bir şeyler yazdım.

dediğin gibi gore-tex membranlar da neticede bir bariyer. ter buharının geç tahliye olmasına neden oluyorlar. "çok iş görsün" düşüncesiyle alınan gore-tex membranlı bir ayakkabı yazın ayakların terlemesine, terleyince derinin yumuşamasına ve böylece su toplaması gibi yaralanmalara neden oluyor.

ayakkabı seçimi çok çetrefilli bir konu. birinin beğendiği, rahat ettiği ayakkabı bir başkasını memnun etmeyebiliyor.

en iyisi herkes kendisi için en uygun olduğunu düşündüğü çözümü yazsın, okuyanlar da ayakkabıdan beklentilerini masaya yatırıp tercihlerini yapsınlar.

20'ye yakın ayakkabı (bot için konuşmuyorum) değiştirdikten sonra trekkinn.com'daki ucuzluktan (dolar 4 lirayken yaklaşık 200 liraya mal oldu) Vaude Dibona benim için harika bir seçim oldu.

vaude-dibona.jpg

su geçiren modeli özellikle tercih ettim. çünkü çok iyi soluyor. evde asolo'nun gore-tex membranlı bir yaklaşım ayakkabısı var. sıcak havalarda ayağım içinde terden sırılsıklam oluyor.

yazın alçak irtifada zaten su yok. dağda ise eriyen karlar ufak pınarlardan akıyor fakat böyle bir yere basınca zaten ayakkabı gore-tex astarı olsa dahi bileklerden suyu alıyor. yani özet olarak ayakkabıda gore-tex astarın sağladığı hemen hiçbir fayda yok. üstelik sıcak havalarda ayağı oldukça terletiyor.

çarşak bandını tercih etmemdeki en büyük neden ayakkabıyı "daha uzun süre" kullanmak. ayrıca ufak su birikintilerinde su geçirmesini de önlediğini söyleyebilirim.

e şimdi adamlardaki beyaz yakalı nereden baksan 2-3 bin dolar maaş alıyordur. altra lone peak 60 dolara düşmüş.. üstelik "tepe tepe kullan, beğenmezsen 30 gün içinde iade et" gibi bir seçenek de sunmuşlar. bizde de bu kalitede ayakkabılar 60-100 liraya satılsa (onların alım gücüne göre hesaplıyorum) kokunca atar yenisini alırım. özet olarak bizde "maliyet" seçimlere yansıyan, gözardı edemediğimiz bir olay.
 
#3
4 yıldan bu yana ayakkabı ve botlarda 1,5-2 numara büyük alıyorum. ayakkabı ve botu giyerken aşağıdaki gibi bağlıyorum. bağlama işlemi sona erene dek ayak yukarı bakıyor. bu bağlama sistemi en çok topuk yaralanmalarını engelledi. ayrıca inişlerde ayak parmaklarının ayakkabının burnunda sıkışmasını da önlüyor.

ayakkabi-giymek-1.jpg

böylelikle topuk yerine oturuyor, bilekten açılmayacak şekilde bağladığım, ayağı iyice sabitlediğim için ayakkabı/bot büyük olmasına karşın ayak gezinmiyor. bir yerde yukarıdaki "community footshape" görselindeki sistemi elde etmiş oluyorum. ayrıca kış aylarında bu boşluk botun içinde durağan hava oluşmasına, böylece ayakların sıcak kalmasına da yarıyor.

yani büyük beden tercih ederek hem ayak parmağı yaralanmalarını azalttım, hem konforu arttırdım, hem de kış aylarında ayaklarım daha az üşüyor.

ancak bu tavsiyeler herkesi memnun eder mi, her tipte ayağa uyar mı bilmiyorum.
 
#4
ayakkabı konusuna girince asıl mevzuyu unutmuşum. Nisan ayında Kabak - Patara etabı. Bana sorarsanız yağış yoksa, çorap giymek kaydıyla sandaletle bile yürünür. Bu etapta sadece sahile; Gavurağılı denen mevkiye inişte dik bir yer var. 30-60 dk sürede aşılan bu kısımda batondan güç alarak, dikkatli biçimde acele etmeden inmek gerekir. Herhangi bir tipte ayakkabı önermeyeceğim. Ancak Likya yolunu bir bütün olarak düşününce, elbette kısmen zor sayılabilecek, sandalet veya ayakkabının yetersiz gelebileceği parkurlar da var. Fakat Kabak - Patara bunlardan biri değil.
 
#5
Alladdinin sihirli lambası teşekkürler. Size nasıl hitap etsek ?! İsminizi bahşedermiydiniz acaba?! Keen önğ kapalı sandaletle arkadaşım koşu antremanı bile yapıyordu. Son derece eahat olduğunu söylüyordu. Ondan alalım ve likya yolu ayakkabı konusunu kapatalım. Zor olarak bahsettiğiniz etaplar hangileri.
 
#6
Lamba sihirli değil :):)
Sihir doğada işe yaramadığından kafa lambası tercih etmiş yöneticimiz.
Şaka bir yana Keen sandalet konusunda gerçekten çok iyi. Ancak bulunduğunuz/yürüdüğünüz etabın iniş faslında (tabi iniş varsa) arazide sert keskin hareketler gerektiren bölümler varsa sandalet yetersiz kalabilir bence.