Aladağlar Trans Faaliyeti Özeti

Can_C

Yeni Üye
#1
Değerli Doğaseverler,

Biz 4 kafadar ve dağsever bayram tatilini en iyi şekilde değerlendirmenin yolunu Aladağlarda geçirmek olduğuna karar verdik. Tüm planlarımızı tatili birleştirip Aladağlardaki tüm zirveleri baştan sonra geçebileceğimiz bir rota üzerine kurduk. Bu rotanın da aşağıda bulabileceğiniz @Alaattinin Kafa Lambası tarafından daha önce çizilen rota olmasına karar verdik.
Bu linki görmek için izniniz yok Giriş yap veya üye ol.


Tüm planlamalarımızı yapıp, Pazartesi akşam kiraldığımız arabayla yola çıktık. Çamardı yakınlarında bir yerde yemek yiyerek Demirkazık köyünde bulunan dağ otelinin bahçesine arabamızı park ettik.
Önceden tembihlediğim halde 4 günlük faaliyetimize arkadaşlarım puding-süt'ten tutunca mısır patlağına kadar her türlü dağ için uygun olmayan yiyeceği getirmişler :) Çantalarımızı dağ otelinin bahçesinde hazırlarken daha ilk andan bunun ne kadar zor bir faaliyet olacağını kestirebiliyorduk. Zira yalnızca çantayı sırta atmak bile inanılmaz bir efor gerektiriyordu.

Rotaya Demirkazık köyünden yola çıkıp, Pınarbaşı'na doğru yürüyerek başladık ve köyün hemen yanından traktör yoluna girmek üzereyken yanımıza köyden almak üzere sözleştiğimiz ekmeği almayı unuttuğumuzu fark ettik. Pınarbaşı köyünde de ekmek vb hiçbir şey bulamayınca imdadımıza yörükler yetişti. Yörüklerden yalnızca ekmek istedik fakat onlar bizi aşağıda fotoğraflarını görebileceğiniz çadırlarına davet ederek bir sürü ikramda bulundu hatta yemek ikram etti. Yola koyulmamız gerektiğini söylediğimde ise "gideceğiniz Maden Vadisi hemen şurası siz dağcısınız 2 saatte varırsınız" diyerek bizi tuttu fakat artık vaktin 1 saate yaklaştığını görünce izin istedik ve helallik aldık.
Yörükler gerçekten misafirperver insanlar ve solar paneli de saymazsanız çok doğal yaşıyorlar :)


12092543_10153263491053719_335756152_n.jpg

12092201_10153263494958719_1503176997_n.jpg


Yola koyulduktan hemen sonra hızla 1600-1700 metrelerden yükselmeye başladık. Fakat uykusuz araç yolculuğu bizi etkiledi ve 3 saatlik bir yürüyüşün Maden Vadisi kamp alanında konaklamaya karar verdik.

Havanın bozmasına ihtimal verdiğimden kazmalarımızla çadırların etrafına su kanalları çektik ve akşam yemeğini yemeğe kurulduk.

12092721_10153263498533719_235717502_n.jpg

Fakat beklediğimizin aksine mükemmel bir hava vardı ve ayın ışığı ile yıldızların pırıltısını altında çay içip sohbet ettik hatta bazen sessizliğin keyfini çıkardık.

12087366_10153263498813719_299698305_n.jpg


Ertesi gün sabah kalktığımızda güvendiğimiz powerbankımızın boş olduğunu görünce maalesef biraz hayal kırıklığına uğradık. Ve bir arkadaşımız kahvaltı etmeden (yanına sandviç verdik :) yörüklerin yanına telefonlarımızı ve powerbank ı şarj etmeye gitmek zorunda kaldı. Bu yüzden saat 9 gibi başlamayı planladığımız rotaya ancak 14:30'da başladık. ve bugünkü rota Karagöl kamp alanına en uzun ve zorlu rotalardayken biriydi.

Motivasyonumuz öyle iyiydi ki çok geç çıkmış olsak dahi hava karardıktan 2 saat sonra yürümeye devam etmiş olsak dahi Karagöl'e varmak planımızdan vazgeçmedik. Karagöl hem Eylül ayı olduğu için su bulmak zor olan Aladağlar mükemmel bir su kaynağı hem de vadide olması sebebiyle az rüzgar alan ve keyifli bir kamp alanı.

Karagölde akşam çok oyalanmadan çayımızı içip uyuyoruz ve geceki soğukla başa çıkmak iyice tulumlarımıza sarınıyoruz. Çadırlarımızın ikisi de 4 mevsim Husky çadırlar fakat hanımlarda (Elif ve Mücella) the north face kazoo tulumlar olmasına rağmen biz iki erkekte (Kasım ve Can) -20 derece elyaf tulum var. Ben Kasıma göre daha tulumlu! olduğum için geceyi daha rahat geçirsem de Kasım biraz üşüyor.

Sabahleyin Kasım çay yaparken, arkada çadırlarımız ve kamp alanı.

12071539_10153263512848719_2143933090_n.jpg

Bu da ekibin tamamı saat 11:30'da Karagöl'den ancak yola çıkıyoruz. Sebeb: Tamamen keyif...

12086739_10153263513633719_25594170_n.jpg

Karagöl gerçekten çok keyifli bir kamp alanı, hem de traktör ve jeeple buraya kadar gelinebilir.

12083954_10153263514768719_1464759506_n.jpg


Karagölden yola çıkar çıkmaz artık bir dağda olduğumuzu ve kayalardan yürüyerek zor geçişlerden yürümeye başlamamız gerektiğini anladık. Zorlu yürüyüş parkurlarının ardından çok güzel manzaraların kenarlarından geçmeye başladık.

12087552_10153263520348719_810249986_n.jpg

Fotoğraf molası vermeden olmaz :)

12083687_10153263521398719_49627253_n.jpg


Çarşak tırmanışları başladıktan sonra artık yüklerimizin ağırlığı ayaklarımızı çarşaklara batırmaya başlayınca ekipteki yorgunluk belirtileri kendini daha çok göstermeye başladı.

12092411_10153263525048719_1228533373_n (2).jpg

İrtifa olarak karagöl kamp alanı 2900 metrelerin üzerinde bulunuyordu fakat bugün 3200 hatta 3400 metrelere tırmanıyorduk. Yorgunluğumuzda ve sürekli durup dinlenmemizde irtifanın da etkisi büyüktü.




Tüm bu zorlukların ötesinde yola geç çıkmamızın ceremesini çekeceğimizi anladığımız Teke Kalesini önümüzde gördük. Gerçekten kendisi Aladağlardaki diğer zirvelerden hiç farkı olmayan hatta bir çoğundan zor olan bir tırmanış. ve by-pass etmek imkansız çünkü hemen yanı 1000 metreye varan bir uçurum.






Gerçekten zorlandık diyebileceğim ilk yer Teke Kalesini tırmanmak oldu.




Teke Kalesinin Zirvesinde irtifa 3450 metre.



İşin daha kötüsü hava kararmaya başlamıştı.

Saat 18:30'da zirveye vardık ve seçeneklerimizi değerlendirmeye başladık.

Sanırım güneşin batışını Teke Kalesinin zirvesinden izlemek her dağcıya nasip olmaz.



İnişin çarşaklı ve dik olması bir yana havanın tam rotanın ortasındayken kararacak olması nedeniyle zirvede konaklamaya karar verdik.

3450 metre rakımda ilk defa konaklayacaktık. Çünkü bu Türkiyedeki bir çok zirveden daha yüksek bir kamp olacaktı. Gece sıcaklığın -10 derecelere kadar düşeceğini tahmin ediyorduk ve gerçekten öyle oldu.
Sabah kalktığımızda çadırın dışına yağan çiğ donmuş ve her yer buz tutmuştu.Kayaların üstünün buz olması bizi şaşırttı.
İşte geceleyin çadırın etrafını soğuktan korumak için taş duvar örerkenki halimiz



Geceleyin çok soğuk yaptı ve biraz üşüdük ama zaten bunu göze alarak kamp atmıştık burda değil mi?

Yanımızdaki su stoğunun tükenmeye yaklaşması nedeniyle yalnızca kuru meyve ceviz fındık yiyerek yürüyüşe devam etmeye karar verdik.

Teke kalesinden inişimiz çarşaktan hızlı bir şekilde yaklaşık 45 dakika sürdü ve bu bize acaba dün akşam inebilir miydik sorusunu sordursa da kararımızdan gayet memnunduk.

İlk indiğimiz gölün kenarlarında su kaynağı arasak da maalesef hepsi kurumuştu, daha sonra karşımıza çıkan göllerin hepsi ya kurumuş ya da besleyici su kaynakları yok olmuştu. Yedigöller mevkiinde su bulacağımızı umarak yürüyüşe devam ettik.

Yedi göllere geldiğimizde ise saatimiz 11:30 u gösteriyordu. Erkenden kalkıp yola çıkmanın avantajını bugün görmüştük. Yedigöllerde su kaynaklarını gezdiğimizde hiçbirinde su bulamadık ve inanılmaz şekilde yalnızca göldeki su duruyordu.

Hızlı bir karar vererek gölden adambaşı 1,5 litre su alarak aşağı inmek üzere Çelikbuyduran pınarının yolunu tutmaya karar verdik. Yedigöllerden tekrar 300-350 metre yükseleceğimizi öğrenen arkadaşlarımın biraz morali bozulsa da bugün son günümüz olacağını ve konaklamadan aşağı ineceğimizi öğrenince daha iyi hissettiler.

Yürüyüşe başladıktan 2,5 saat sonra Emler zirvenin hemen altına gelerek 3500 metrelerde mola verdik.

Bu fotoğrafta ise arkamda Kızılkaya zirveyi görebilirsiniz.



Fakat hiçbir zirve bizi Çelikbuyduran pınarı kadar sevindirmedi :)

Kana kana su içtik yazacağım ama usta dağcılar bunun doğru olmayacağını bilir çünkü Çelikbuyduran'dan akan suyu hemen içmek değil ağzınıza almak bile mümkün değil. Çünkü şimdiye kadar karşılaştığım akan en soğuk sulardan biri. Gerçekten mükemmel bir içimi olduğunu söylersem çok objektif olmaz çünkü uzun bir susuzluk telaşı üzerine içtik :) herhangi bir su da olsa muhtemelen bana mükemmel gelirdi.

Bunun üzerine tempoyu artırıp saat 15:00'dan 18:00'a kadar aşağı Sokullupınar kampına ummayı hedefledik.

Kimi zaman çarşaktan koşarcasına kimi zaman yavaş ve dikkatli ilerleyerek inişe devam ettik.

 

Can_C

Yeni Üye
#2
Sokullupınarı görmeye başladığımızda ise artık yorgunluk belirti artmış ve çok yorgun hissediyorduk.

Mümkün olduğunda az mola vererek inişie devam ettik.

Sokullupınar'ın bir üst kampı olan Yalakdere kamp alanına geldiğimizde hava kararmaya başlamıştı. Artık yüklerimizden dolayı ilerlemeye halimiz kalmamız olduğumuz yere yığılmıştık.

Karar verip yüklerimizi bırakarak Kasım ve ben arabayı almaya Demirkazık köyüne gittik ve kızları oradan almak için geri dönecektik fakat yol yüksüz olarak 2 saat sürünce hava iyice karardı. Bu esnada dönüşte arabanın Sokullupınar'a çıksa bile Yalakdere'ye çıkamayacağını fark ettik. Şansımıza o bölgede boltlama çalışmaları yapan AKUTçu arkadaşlar kızları ve bizim yüklerimizi Sokullupınar kampına iletebileceklerini söylediklerinde memnun olduk.
Bu yorucu ve güzel faaliyetin ardından hiç dinlenmeden dönüşümlü olarak İstanbul'a kadar araba kullandık. 09:30 sularında İstanbul'a giriş yaptık. Bu kadar yorgunluğun ardından araba kullanmayı tavsiye etmiyorum.

Bu faaliyette neleri öğrendik.
-Planlama ve kontrolün önemini
-Ekipman ve ekipmanı kullanma yetkinliğinin dağda hayat kurtarabileceğini
-Cesur olmanın tedbirli olmaktan öne geçmemesi gerektiğini
-Soğuktan korunmak için kalın giyinmek değil çok(kat kat) giyinmenin önemini
-Dağda mevsimlerin su kaynaklarını etkilediğini ve buna göre su taşınması gerektiğini
-Dostluk ve yardımlaşmanın temel değerler olduğunu
-Ciddiyet ve disiplinin dağcılığın temel taşları olduğunu
-Kangal köpeklerinin o kadar korkutucu olmadığını

Sevgi ve selamlarımla,
Can Çakmak
 

Tunç

Yeni Üye
#4
Seneye kısmetse ben de bu rotayı yürümeyi çok istiyorum. Rehber niteliğindeki değerli paylaşımınız için teşekkürler.
 
#5
İmrenerek okudum, keşke haberim olsaydı katılmayı çok isterdim. @Tunç bey, önümüzdeki sene için sözleşebiliriz. Mayıs- haziran- temmuz ayları... Ne dersiniz? Aladağları görmeyi, birkaç gün hem şehir ortamından uzaklaşmak, hem de doğa ile başbaşa kalmayı çok isterim.